Giriş:
Geçmişi hatırlarken, unutulmayan olaylar vardır, yıl dönümleri akla gelir, kaybedilenler saygıyla anılır, yas ilan edilir. İnsanın içinde yaşattığı duygular nefret ya da özlem olarak açığa çıkar. İnsan gerçeği bilmek ister belki o zaman içi rahat edecektir. Geçmişte yaşanılanların hakikat beyanı yoluyla yapılması, adalete geçiş sürecinde toplumsal uzlaşıyı sağlamakta yardımcı olur düşüncesiyle hakikat komisyonları kurulması fikri ortaya çıkmıştır. Toplumsal uzlaşı, geçmişte yaşananlar hakkındaki gerçekleri bulmak, mağdur ve faillerin yüzleşmesi ile gerçekleşeceği düşüncesinin ardından akıllara gelen bir soru vardır. Geçmişle yüzleşerek aslında geçmiş unutulmaz mı? Fakat birçok akademisyen, uzman; hakikat komisyonlarının geçmişi aydınlatmak ve faillerin bulunması yolunda doğru bir adım olacağını düşünmektedir. Günümüzde Türkiye’de de oluşturulması istenen Hakikat Komisyonları dünyanın çeşitli ülkelerinde kurulmuştur.
1974 - 2007 yılları arasında en az otuz iki hakikat komisyonu yirmi sekiz ülkede kurulmuştur. Bu komisyonların çoğu da son on yıl içerinde oluşturulmuştur. Arjantin (1983- Kaybolan İnsanlar için Ulusal Komisyon), Bolivya (1982 Kayıpların Araştırılması Ulusal Komisyonu), Uganda (1986- İnsan Hakları İhlallerini Araştırma Komisyonu), Haiti (1995- Ulusal Hakikat ve Adalet Komisyonu), Ekvator (1996- Hakikat ve Adalet Komisyonu), Endonezya (Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu)[1] gibi farklı coğrafyalarda hakikat komisyonlarında mağdur ve failler yaşadıklarını anlatmışlardır. Güney Afrika Hakikat Komisyonu’nun göze çarpan farkı ise oturumların herkese açık olması ve medyadan takip edilmesidir.
Bu yazıda öncelikle hakikat kelimesi incelenecek ve Güney Afrika Hakikat Komisyonu üzerinde genel bir bilgi verilecektir. Sonrasında, bu komisyonun özellikleri, nasıl ses getirdiği anlatılacaktır. Hakikat Komisyonu hakkında eleştiriler ele alınıp özellikle Mahmood Mamdani’nin Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’na Göre Hakikat adlı makalesi değerlendirilecektir.
1. Hakikat Öncesi Benim Ülkem:[2]
Hakikat Komisyonlarını genel olarak tanımlamadan önce, bu konuyla ilgili 2004 yılında gösterime girmiş bir filmden bazı sahneleri aktararak başlamak faydalı olacaktır. Aslında, bu film bir kitaptan esinlenerek beyaz perdeye aktarılmıştır. ‘‘Country of My Skull’’ adlı 1998 yılında çıkan kitap, Antjie Krog tarafından yazılmıştır. Türkçeye çevrilmiş adı ‘‘ Benim Ülkem’’, 2005 yapımı olup 1996 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti hükümetinin bir hakikat ve uzlaşma komisyonu kurduğunu ve kurulun amacının, insan haklarını ihlal edenleri mağdurlarla yüzleştirmek ve ırkçılık suçlarını tespit etmek üzerinedir. Güney Afrika Hakikat Komisyonunu, ülkede neler olup bittiğini barış mesajları vererek anlatır. Geçiş dönemi sürecinde, beyazlar siyahîlere nefret duymakta, iki kesim de düşmanca tavırlar sergilemeye devam etmektedir. Geçiş dönemi aşamasında roller değişmiş gibidir, güç ve kontrol beyaz halkın elindeyken geçiş döneminde siyahîler çiftlikleri talan etmekte, korku saçmaktadırlar, bu sefer zulüm siyahîlerden gelmektedir ama bunu sebebi daha çok ekonomik yetersizliklerden ötürüdür.
Dünyanın farklı yerlerinden gelen muhabirler, Apartheid sürecinde ülkede ne gibi acıların yaşandığını öğrenmek, duruşmalarda olan biteni kaydetmek ve kendi ülkelerine aktarmakla yükümlüdürler. Komisyon farklı mekânlarda, tanıkları ve failleri karşı karşıya getirerek olayları dinler, sonrasında failin özür dilemesi ve affı ile oturumlar acı ve haykırış içinde sonlanır. Cinayet ve işkence suçundan yargılananlar, suçlarını itiraf ettikten sonra, genel af kanunundan faydalanabilmiş ve özgür kalmışlardır. Affedilmek için koşul; faillerin, suçlarında politik bir amaç olduğunu kanıtlamaktır. Failler genelde pişmanlıklarını dile getirirken yapmak zorundaydım, bu bir emirdi, itaat etmezsem maaşım kesilecekti, yasalar izin verdiği için gibi nedenler belirtmişlerdir. Bu sebeplerden anlaşılan, nefret ve kin duygusuyla öldürenlerden başka iyi bir çalışan olma vasfına layık olabilmek, işini kaybetmemek, emre itaat duygusuyla sorgulama yapmadan, düşünmeden gerçekleştirilen insan öldürmeleri de vardır. Şiddet, filmde de yansıtıldığı gibi adeta bir araç haline gelmiştir.
Af dileyen arınmıştır ve sonrasında daha kolay unutacaktır, katkıda bulunduğu katliam kötülüğün sıradanlaşmış halidir. Kötülük aslında her insanın gerçekleştirebileceği bir şeydir, düşünmeden yapılmış, yasaların meşru kabul etmesi, emre itaat olarak gerekçe verilen ölümlerde kötülük sıradanlaşmıştır, sıradan bir görevli de, bir polis de buna karşı gelememiş ve emre uymuştur; sonrasında da özür dileyerek özgür olmuşlardır.
Hakikat Komisyonu gerçekleri ortaya çıkarırken, birçok failin arınmasına sebep olmuştur. Arendt söz konusu eylemleri gerçekleştirdikten sonra kendileriyle barış içinde yaşamaları ne derece mümkündür sorusunu sorarak failin içinde zaten bir barışa dair bir duygunun olmayacağını kin veya pişmanlığın süreceğini vurgular.[3] Mağdurların, bir din adamı önderliğinde yürütülen komisyon karşısına oturup kendi yakınlarının yaşadıklarını oturum katılımcıları ile paylaşması ve oradaki insanların da bu elemi paylaşmaları bu komisyonun manevi bir katkısının olduğunu da gösterir. İlahiler söyleyen halk, olanların bir daha yaşanmamasını, direnişlerinin bitmeyeceğini ve suçluların da bu komisyona gelip yaptıklarını ifşa etmelerini temenni etmektedir.
Filmin sonlarına doğru, tanık olarak komisyonun önüne çıkmış, ailesinin insanlık dışı muamele ile öldürüldüğüne şahit olmuş ve o olaydan beri konuşmak istememiş siyahî bir çocuğun yaşadıklarını din adamı duruşmadakilere anlatır. Bu suçu işleyen devlet görevlisi ise emre itaat ettiğini yapacak başka bir şeyinin olmadığını söyleyerek çocuğunun karşısına geçer ve üzgün bir ifadeyle özür ve af diler, çocuğun eğitim masraflarını karşılayacağına söz verir. Ortam sakinleşir, herkes çocuğun tepkisini merak etmektedir. Çocuksa beklenmedik bir şekilde, ailesine işkence eden faile sarılır. Burada akla gelen soru, gerçekte de bu yüzleşme böyle mi olmuştur? Ailesi hunharca öldürülen çocuk faile böyle bir yaklaşımda bulunabilir mi? Aslında çoğu izleyici, çocuğun beyaz adamın canını acıtmasını beklemektedir. Burası filmin, izleyiciye mesaj verdiği yer olarak nitelenebilir: Afrika adaleti böyle bir şeydir, barış; şefkatin adaletidir, biz birbirimize bağlıyız, failleri; pişman olduklarında affedebiliriz, demokratik bir toplum için hazırız vurgusu yapılmıştır.